replika telefonlar ve modern islam90
evet arkadaslar sizlere en güze bilgileri yazan replika telefonlar dediki Sultan Abdülhaniid dönemi OsmanJı liderliği için eşra; politij,^ Arap topraklarında Osmanlı otoritesini korumanın önemli bir yo^'' Tartışmalı bir arkaplana sahip olmasına rağmen kişisel beceri sayesinde hızla yükselerek replika telefonlar tırdıktan sonra Osmanlı karşıtı bir Arap milliyetçiliği formüle ederelc hilafetin OsmanlIlardan Araplara geçmesini savunan Abdurrahman Kevâkibî (1849-1902) idi.Abduh (1980; 1/733, Hourani 1993; 269), 1897 yılında müridi Reşi^ Rıza ile Osmanlı İmparatorluğu’nun akıbeti hakkında konuşurken, Sayyâdî yüzünden Sultan’a duyduğu tepkiyi dile getirdikten sonra hemen ekler; "Ancak, bununla beraber Devlet hakkında kötülük isteyen bir Müslüman olamaz. Çünkü o, topluluğu koruyan bir çit gibidir; yıkıldığı zaman biz Müslümanlar, Yahudiler gibi ortada kalırız; hatta daha da kötüsü. ÇünküYahudilerde üzerlerine titredikleri ve onunla maslahat ve birliklerini konıduklan bir şey vardır; mal Dizdeyse hiç bir şey kalmadı, her şeyi kaybettik.replika telefonlar" Ahduh (1980: III/235-40), 1900 yılında Hanotaux ile giriştiği polemikte de Batı’ya karşı İslâmî dayanışma duygusuyla Osmanlı İmparatorluğu lehinde bir tavır sergiler, özellikle Hanotaux gibi Batılıla rın takıntılı olduğu Mısır ve Osmanlı gibi Müslüman ülkelerin gayrimüs lim tebaasına karşı muamelesini açıklarken. Ona göre özellikle Osmanlı ların gayrimüslim tebaaya karşı muamelesi tamamıyla hoşgörüye dayan dığı halde Batıklar, bu konudaki vehim ve önyargılarından kurtulama maktadırlar.
Sultan'ın Arap dünyasından sorumlu danışmanı olan Say>'âdi’nin misyonu, dinî propagandayla Arap düny^ smda Osmanlı hilafetinin meşrulaştırılmasını sağlamaktı. Doğal olarg^ geleneksel Arap elitler-arası rekabeti kızıştıran bu imtiyaz durumu, bjf çok Arap aydın ve eşrafında hoşnutsuzluğa yol açtı. Sayyâdî’nin Halep'te Nagîbü’I-Eşrafo\mzs,\y\2i geleneksel statülerini kaybeden Arap elitleri gj(jç. rek Osmanlı karşıtı bir Arapçı çizgiye kaydılar. Bu öznel tepkinin tipi); örneği, uzun süredir ailesine ait Nakîbü'l-Eşrâfmdkdirmm Sayyâdî'ye fap.
Dinî ve sosyal açıdan bir toparlanma ve atılım arayışı içinde olan Müslümanların AvrupalIlara ve kendi Hıristiyan tebaasına karşı bir kastı yoktur, onlar gayrimüslimlere karşı daima saygılıdır. Müslümanların birleşip güçlenmesi, Avrupalılara yönelik bir tehdit değildir. Özellikle Osmanlı İultam II. Abdülhamid'in bu konuda başı çekmesi doğaldır; zira Osman-\ İmparatorluğu bugün İslam ülkelerinin en büyüğü, sultanı da sultanla-tn en gözdesidir. Bu yüzden Müslümanların atılımı için çalışan insanla-
İSLAM'DA MODERNLEŞME 541
ona güvenmesi doğaldır; bunda Avrupa’yı lahaLsız edecek taraf nedir? Abdulı (1980: Ill/234)’a göre Fransa hükümeti, Dogu’daki Katoliklerin, İngiliz kraliçesi Protestanların hamiliği iddiasında bulunur, Rus Çarı, hem Kral, hem de Kilisenin Başı olarak tanınırken neden Sultan II. Abdülhamid'in kendisini “Müslümanların Halifesi’’ veya "Müminlerin Emiri" olarak adlandırması yadırganıyor? Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa devletlerine karşı uyguladığı Panislamist siyaset, dinî bir içerik taşımamaktadır Abduh’a göre, kuruluşundan bugüne kadar da böyle dinî bir siyaset izlememiştir. Eskiden bir fetih ve zafer devleti olan ve son zamanlarda politika ve savunma devleti haline gelen İmparatorluğun Avrupa ile ilişkilerinde dinin zerre rolü yoktur. Yani ona göre Osmanlı, Şark Meselesi sürecinde dinî değil, reelpolitik izlemektedir.
Abduh-Osmanlı ilişkisinde önem taşıyan bir nokta da “Osmanlı Eğitim Reformu Tasansı”dır. II. Abdülhamid, Tanzimat ile birlikte kaderlerine terk edilen medreselerin ıslahı için çalışma yapmak üzere 1887 yılında Şeyhülislam başkanlığında ilmi bir komisyonun kurulmasını emretmişti. Beyrut’ta sürgünde bulunduğu sırada bu haberi Tarik gazetesinde okuyan Abduh, hemen Osmanlı İmparatorluğu’na önerilmek üzere bir tasarı hazırlamak için harekete geçmiş ve hazırladığı tasarıyı Şam'daki bazı aydın ve eşraf ile birlikte imzaladıktan sonra Türkçeye tercüme edilerek Sultan II. Abdülhamid’e takdimi ricasıyla Şeyhülislam’a gönder-
201 mıştır.
Abduh, başta bu teşebbüsün gerekçelerini açıldar. O, değerli komisyon üyelerinin, geniş bilgi ve sağlam görüşleriyle bu tür tekliflerden müstağni olduğunu bilmekle birlikte, dinî hamiyet ve meşveret sünneti gereğince böyle bir teşebbüste bulunduğunu, bu hayatî davaya karınca kararınca katkıda bulunmaya çalıştığını belirtir. Müslümanların geri kalmasını esas olarak cehalete bağlayan Abduh (1980; 111/ 72), bunun için her türlü ıslahın temeli olarak eğitimi gösterir. Ona göre Devlet-i ‘Aliyye-i 'Osmaniye’nin muhafazası, Allah’a ve resulüne imandan sonra akâitin üçüncü esasım teşkil eder; çünkü yalnızca o, dinin otoritesinin koruyu-
Layihanın tamamı Abduh (1980: Ill/7i-ıoı)’un Arapça toplu eserinde bulunmaktadır. Osmanlıcaya muhtemelen özetlenerek çevrilen bu layihanın Yıldız Esas Evra-kı'nda bulunan metinleri, İhsan Süreyya Sırma ve Ahmet Akgündüz tarafından yayınlanmıştır.replika telefonlar sundu..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder