replika telefon ve madde ile kuvvet bilgisi77

replika telefon ve madde ile kuvvet bilgisi77

 sizlere en güzel bilgileri yazan replika telefon diyorki Şurasmı da ilave edelim ki, Darvvin'in gayet doğru olan ve büyük bir değere sahip bulunan bu sözleri pek yeni [327] şeyler de değildir. "Felsefe Tarihi"nin ilk cildi karıştırılırsa orada eski Yunan felsefesi bahisleri arasmda İsa'dan dörtyüz elli sene önce Empedokles admdaki bir hakimin bu fikirleri öne sürdüğünü görürüz. Darvvinizm teorisinin ağababası denmeye değer olan bu hakim harikalı bir "sezgi" ile en önce gayet düzensiz ve kendilerini kısmen muhafaza eden hayvanlar meydana geldiğini ve bunlarm içinden yaşamaya istidatlı olanların yaşayıp nihayet şimdiki hayvanları oluşturduklarım söylemiştir.

Tabiattaki gaye sebeplere inanmak istemeyenler tarafmdan öne sürülen birtakım itirazları reddedebilmek için şimdiye kadar saymış olduğumuz deliller pek yeterlidir. Gaye sebebe inanmayanlar her şeyin bir rastlantı sonucu olduğunu söylerler. Halbuki böyle bir rastlantı hiçbir zaman gayeye uygun varlıklar meydana getiremez. Ciceron, zamanırun "panteizm"e inanan filozoflarma hitaben: Bir yığm harfi kaç defa yukarıdan aşağı atmalıdır ki, İhjada ya da Odysseia gibi bir şiir [328] kitabı yazılmış bulunsun demiştir. Bu mümkün müdür? Şüphesiz 505
böyle bir şey mümkün olamaz. Çünkü böyi^ sonsuz tersi rastlantılar arasmda ancak bir v mevcuttur. Sonsuz karşısmda ''bir"in hiç öj.
Bundan başka her şeyin tabii bir surette düzenli ola^^ ettiği bu kâinatta böyle bir rastlanüya yer de rastlantı ve talih diye birbiriyle zincirlenmeyeolmayan hadiseleri kastederiz. Halbuki
''rastlantı" diye, sebebi ve kendisinden önceki bağlantısı bilinemeyen yeni hadiseleri kastediyor, B birtakım gaye sebep taraftarlarının bizi tâbi etmek Allah ve rastlantı fikirleri tamamıyla boştur. Ancak şey vardır ki, o da aşamalı ve ardışık olan gelişim ve İıer ancak tabii olan bir gayeye doğru eğilimi ve asanu uyumudur. Hadiseler ve tabii olan ilişkiler arasmda biıta^ mekanizmler ve şekiller veya tarzlar vardır ki, hepsi de lıj gayeye uygun gibi göründükleri halde, içlerinden [329] ancaldıj, kısmı farzolunan gayeye uyabilir. Yani gayet beliıE olan birtakım şartlar arasmda bekâ temin edebilmek için gaye\{ uygunluk mümkün olduğu kadar mükemmel olmabirJı yolda yürütülen bir inceleme, gerek hakikatle gerek yenüzi tarihinin ve kâinat tarihinin daima icra edegelmekte olduju hadiselerle tamamıyla uyuşur. Şeylerde tabii bir dûzaı olduğunu onaylayanlara karşı hiç cevap bile vermemett Böyle bir düzen karmakarışık bir surette aülan harflerdela düzensizlikten daha makul bir şey değildir.
Şimdiye kadar öne sürmüş olduğumuz düşüncelerden tabiatm belirli bir gayeye doğru ilerlemekten pek uzak oldıı|ı ve bu ilerlemesinin bir bilinç ve düşünce sonucu bulunmadı^ ve aksine uğursuz ve zorunlu bir ihtiyaca (jıecessitd) tâbi oldu|a açığa çıkmış ve doğruluk kazanmıştır ki, bu harekete sonucunda birçok şekillere sahip türlü türlü hayvanlar meydana gelmiş ve hayata sahip olmuştur. Ve biz ancak lııı şekillere ve onlarm gittikçe mükemmelleştiklerine bakarak ve kâinatm daima [330] sergilemekte olduğu faaliyeti göz önüne alarak kâinatta bir gaye olacağı teorisinin tamamıyla boş ve faydasız olacagma hükmederiz. Gerçekten de tabiatı birtakm'-
halde bulunur ki, en küçük bir engeli atlayamaz ve böyle bir gjıgeli devirip iddia olunan gayeyi meydana getiremez, İjirUını muğlaklıklar ve güçlükler arasmda kaybolur. Eğer {gbiatta zerre kadar düşünce ve tefekkür olsaydı, hatta kendi j^endisinin bilincinde olmayan ve yalmz yöneldiği gayeyi gjılayabilecek cüz'î bir anlayışa sahip olsaydı, bu gibi l^anşıklıklardan pek kolay kurtulabileceği gibi, belki de bu gibi güçlüklere hiç düşmemiş olacaktı. [3311
Öncelikle hiç kimse inkâr edemez ki, tabiatm kör ve fakat yaratıcı bir ihtilal darbesi altında, gereken gayeyi ancak kendi Icendilerine meydana getirebilecek, daha doğrusu kâinattaki tabii olan düzeni ve bütünün mükemmelliğini ihlâl edecek birçok varlıklar meydana getirmesi ihtimalin dışındadır. Ve işte zararlı hayvanlarla zararlı bitkilerin mevcudiyeti daima gaye sebep ispatma koşanlarm ayaklarma diken gibi batmış ve dmî fikirler öne sürenlerle beraber birçok zaman bu adamlarm gayet şaşkın bir halde bu gibi mevcudiyetler karşısında dövünüp durdukları görülmüştür. Bu gibi zararh varhkları dünyadaki günahlara atfetmek isteyen bazı dinlerin konumu, herhalde daha ziyade güç bir konumdadır. Meyer ve StiUing admdaki yazarlara göre zehirli yılanlar ve zararh böcekler, gerek Dünya'nm ve gerek varlıklarımn vaktiyle uğramış oldukları bir "beddua" sonucuymuş ve bu zararlı hayvanlarm şekillerine gelince, onlar da icra edilen isyanları ve günahları temsil ediyorlarmış!? Tıpkı [332J bunun gibi, yine bunlarm birer ilkel mahlûk değil, aksine sonradan gelme birer mahlûk oldukları iddia olunuyor. Çünkü kendi mevcudiyetleri hayvansal ya da bitkisel bir besine ihtiyaç gösteriyor!? Eski Cermen putperestleri zamanmda bu hayvanlara, birtakım hastalıkları meydana getiren ve yine günahlardan yarahlan cinler nazarıyla bakılırdı. Gayet garip olan bu açıklamalar pek açık bir surette bize gösteriyor ki, şimdikilere nazaran eski insanlar her şeyi bir gaye neden esasma uydurmak için ne garip fikirlere düşmüşler ve daima insanlara dost ve faydalı farzettikleri bir Allah esası ile bu gibi zararlı hayvanları uzlaşürabilmek için ne gariplikler icat ^buj-slpri w.:.n>rtan rnalumdur ki, zararh olmayan, hatta
Louis Büchner
faydalı olan hayvanlar günden güne telef oluyorlj'^j^ onların yaşamlarını devam ettirmesi için en küçük bile sağlamıyor. Aksine gayet muzır olan birtakım \ örneğin tarla fareleri o kadar korkunç bir fazlalıkla ki, insanlar için bunlardan kurtulabilmeyi düşünmek ti % masumane bir hayalden ibaret olur. Aynı zamanda tehlikeli hastalıklar meydana getiren ve insanlara doğrudan doğruya zararları
akıl ve hikmet, hedef ve gaye arayanlar Uj zekâlarım biraz da insanlarm bağırsaklarında büyüyen"'^ çoğalan kurtlarm incelenmesine hasretmelidirler. Bu kurtla^ ait yegâne bir vazife varsa, o da birçok yumurta doğurmak vç diğer mahlûklarm zararma olarak bu milyonlarca yumurtalam, gelişimine sebep olmaktan ibarettir. Bunlarm varlığuıdan ve gelişimlerinden meydana gelen sonuç ise, embriyonun kuıt haline girerek insanm kanım [334] emmesi ve kanmı emerek yeniden yumurta meydana getirmesi ve yeniden insanm kaı®ı emecek kurtlar üretmesi ve bu kurtlarm yeniden insaıun dışkısmda beslenebilecek yumurtalar peyda etmesidir. Tabiata mensup olan şu hayvanlarda nasıl bir duygu, nasıl bir gaye, nasıl bir akıl ve hikmet tasavvur olunabilir? İşte her şey ve hepimiz böyleyiz" (Giebel).
Gaye sebep taraftarlarına şu noktayı da sormak gerekiyor: Binlerce müthiş hastalıklarm acaba faydası nedir? Tabiata günden güne reva görmekte olduğu ve her saat kendi çocukları derecesinde olem mahlûklara tufanlar, zelzeleler, yıldırımlar, ateşler, dolular, yanardağlar, tayfunlar vasıtasıyla zulümler icra etmesinde ne gibi bir fayda vardır? Milyonlarca hayvanlani' kendi hemcinslerinin yine kendileri gibi hayat sahibi bulunan diğer birçok hayvanları, hatta bitkileri telef
Madde ve Kuvvet / Sadeleştirme
'jj^ûkların en şereflisi ve yaratılışın en nefis eseri, cJıef-^'0ivre* olan insanı bu kadar vahşi, barbar ve kendi kamını doyurmak için gereken hayvanı boğazlamakta zerre kadar tereddüt etmeyen bir tabiatta yaratmakta acaba nasıl bir mana var?
İlahiyat âlimleri bu sorularımıza cevap olarak her şeyin önceden iyi olduğunu (!), daha sonra birtakım günahlardan ve tosan neslinin ahlâki bozulmasmdan dolayı tabiatm da böyle berbat hale geldiğini söylüyorlar. Fakat unutuyorlar ya da unutmuş gibi görünüyorlar ki, tabiatm kanunlan her zaman ve ber yerde aymdır, asla değişmez. Paleontoloji bize her zaman hayvan ve insanlarm şimdiki gibi yaşamış olduğunu, hatta "tufan öncesi" denilen devrin hayvanları ve insanlarımn bile birçok hastalık eserleri sergilemekten uzak kalmadıklarmı gösteriyor. Gerçekten de hastalıklar hemen hayat kadar ve cennet kadar eskidirler. Bütün hastalıklardan salim bulunmuş olmak bir tabiat âlimi nazarmda ancak bir masal türünden kabul olunur. Bu tür sözler bazı ileri gitmemiş kavimlerde [336] küçük çocukları eğlendirmek ve onlarm uykularını getirmek için söylenir. Şüphe yoktur ki böyle, hakikatin ötesinde âlemler ve hiç zulümsüz, kazasız ve hastahksız devirler tahayyülü, daima bu tür harabiyetler altmda kalmış zavalh insanlarm ancak kendi kendilerini teselliden ibaret olan hülyalarımn sonucudur.
Gaye sebep taraftarlan derler ki, çiçeklerin renkleri gözlerimizi şenlendirmek içindir. Halbuki milyonlarca seneler kendilerine hiçbir insan gözü yönelmeden açılan ve solan milyonlarca çiçekler kimler içindi? Hâlâ ıssız ve kimsesiz dağlarm çiçekleri, insanlann değil balıklarm bile nüfuz edemeyecekleri derinliklerdeki deniz çiçekleri şimdi kimler içindir?..
Botanik âlimleri nezdinde sabit olmuş bir hakikattir ki, tabiattaki bitkilerin hemen yarısı latif renkli çiçeklerden mahrumdur. Başka türlü de bir faydaları olmayan bu bitkilerin acaba nesinden bir menfaat tasavvur ediliyor?replika telefon yazdı ve sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder