bayan çantası fiyatları ve tarih bilgileri37 evet arkadaslar sizin icin en güzel yazılarımızı yzan bayan çantası fiyatları sizer icin bayan çantası fiyatları diyorki Örneğin, vaktiyle iyi insanlar çoğunlukta bulunduğundan şahitlerin ayna tezkiyelerine gerek görülmemişti. Ancak iki imam zamanında insanlaruı halleri değiştiğinden şahitlerin açıkça ve gizlice tezkiyelerinin gerekliliği goriifu-ne varılmıştı (Bilmen 1967: 1/199, 267, ayrıca, Kevseri 2008: 77, 81).jurunıun hta gereklerine uydurulan meseleler, tamamıyla ikincil vc tımnti hukumlerdcn"dır İslâm’da fıkıh âlimlerinin if/iAn/ yoluyla yaptıkları yasama, toplumun düzen ve gelişimini bir ustun ,ıtonfenın du/enli himâyesi altında bulundurmak için, ilâhı adalet hukumirnnı insan kapasitesinin yettiği oranda nakil ve akıldan çıkararak tedvin etmekten ibarettir (Tanscl 1967: lV/647).Bu bakımdan klasik fıkıhta hükme bağlanmayan yeni problemler karşısında yapılacak şey, öncelikle usûl-ı fıkıh bakımından bitfat olvunıylc sorgulanacak problemin kabulünden sonra mevcut fıkıh külliyatı içinde geniş anlamda içtihatla çözüm bulmaktır. Mevcut dört mezhebin içerdiği metot, kaide ve hükümlerin tum zaman ve mekânların ihtiyacını karşılamaya yeterli olduğunu belirten Sava Paşa (19%; 1/110-115) ve İslâm âlimleri, ancak geniş, bu mevcut hınkımın etkin kullanımı, iftâ anlamında içtihadı savunuyordu. Örneğin Osmanlı tarihinde de Şeyh Ebu’l-Vcfâ, Hoca-zâde Mus-lihuddin ve Ebus-Suud gibi yüksek seviyede âlimler bu geniş anlamda içtihatta bulunmuşlardı. Fakat bu konuda dikkat edilmesi gereken iki nokta vardır. Birincisi onlar, yalnızca geleneksel fıkıh tarafından hükme bağlanmayan bazı yeni, münferit meselelerde yapmışlardı. İkincisi, namazda besmelenin açıktan okunması gibi ibadetlere dair bazı meselelerde yaptıkları bireysel içtihatları bmusallaştırmamışlardı.
Şu halde sistematik içtihat kapısının fiilen kapanmasının birindi sebebi, kıyas yapabilecek âlimler neslinin tükenmesinden çok buna aslî ihtiyacın kalmamasıydı. Bu yüzden radikal bir yaklaşımla fıkhı )Tnidcn formüle etme tutumunun kabul edilemezliğini vurgulayan Sava Paşa, dinde reform, bid at ve ihtilal anlamına gelen bu eğilimlere karşı içtihat kapısının ebediyen kapalı olduğunu belirtir. Bu anlamda içtihat kapısının kapanmasını, Islâm âlimlerindeki istikrar ve sürekliliği öngören sünnet bilincine bağlayan Paşa, yeterli içtihat kapasitelerine karşılık mevcut mezheplere bağhhkla-nnı sürdüren Gazâlî ile Sadru’ş-Şcri’a’nın tutumlarını buna örnek verir.Onlar, yîni’-ı fıkh^ yönelerek bizzat hükümlerin yeterliğini sorgulamak yerine mül-i fıkıh'^ yönelerek hükümlerin atıf yaptığı beşeri pratiğin, hükümlerin arkasında yatan ana değer hüsn^ uygun
Muhammed Abduh gibi İslâm modernistlerinin İslâm’ı yararu bakımdan yeniden yorumlamaları sürecinin birinci aşaması, yulun da nisbeten geniş bir şekilde gördüğümüz gibi, Batı’daki duruma benzer şekilde geleneksel ana değer güzelliğin estetik, pozitif bir değere dönüştürülmesiyle güzelin yararlıya indirgenmesiydi. Yararcı İslâm yorumunun ikinci aşaması ise geleneksel fıkıh açısından marjinal bir kavram olan maslahata merkezî bir değer olarak yarar-hk anlamı yüklemekti. Bunun tespiti ise fıkıh usûlu denen İslâm hukuk metodolojisine ilişkin daha teknik bir tartışmaya girilmcımj gerektirir.
Muhammed Abduh (1980: 1/309-15), Montesquicu’ya uyarak kânunların milledere göre değişiklik gösterdiği gibi, kânunların gözeteceği şahsî maslahatlar ve umumî menfaatlerin de milletlere göre değiştiğini savunur. O ve takipçileri, böylece maslahat gibi geleneksel fıkıh açısından marjinal bir kavramı, anlamını modernleştirerek yararlığa dönüştürerek merkeze geçirir. Böylcce bir uçtan bir uca, Mısır modernistleri ve fundamentalistlerinin geçmişte veya gelecekte aradıkları “ideal İslâm” tamamıyla “reel lslâm*a, bir hâU dönüşecekti. Batı’daki gibi reformasyon anlamını kazanan içtihat ^ dinin gövdesini oluşturan fıkhın radikal revizyonuna giden yol açılacaktı. Öyle ki bu girişim, Abduh (1980: II1/195) tarafından namaz gibi ibadetlerin şekillerinin bile gözden geçirilmesi gibi keyfî yorumlara kadar varacaktı.
Fıkhı çağdaş dünyaya uyarlamak için yapılacak içtihat^ Abduba göre iki prensibe dayanıyordu; maslahat ve telfık. Maslahat, Mısır modernistlerinin benimsediği dinî yararcılığın köşe-taşı kavramdı Usûl-i fıkıhta dört kaynak dışında kıyasın uzantısı kılavuz ilkckr-den sayılan maslahat {benefit), özelÜkle Maliki fakihlcr taratıncb geliştirilmiştir. Bu ilke, Allah’ın vahiyden amacımn insanlına maslahatım, onlar için iyiliğe vesile olan durumları gözetmek oldu-
olup olmadığını ahlaken sorgulamışlardı. Zira fıkhi hükümlerin yç terliği, izafiydi, mesele, VVeber’in deger-akliyetı dediği husn ana de * ğenne dayalı meşruiyet açısından hükümlerin
Modernistlcre göre muameleler gibi alanlarda yasama, maskjj^ ilkesine dayanır; bu yüzden çeliştiklerinde dinî metin verine lahat gözetilir. Hâlbuki asrın allâmesi Zâhid Kevserî (2008-197-202)’yc göre İslâm’da kasd edilen, dünyevî de^il, şer’î maik' hattır; zira geçici beşerî şartlardan aldanan akıl, ço^ zaman mefi^ detı maslahat sanır. M(xlernıstler, muameleler alanında maslahan dini metinlere tercihleriyle, sanki Allah’ın bu alanda kulların ma* lahatını bilmediğini varsaymakta, hüsn gibi madahat\n da insan ai^j tarafından keşfedebileceğini iddia etmektedirler. Hatta Kevserl Mu’tezilc âlimi Ebu’l-Hasen Basrî’nin el-Mu'temed isimli eserinden alıntılar yaparak, dinde aklı hâkim kılan bu mezhebin bile mo-dernistler gibi dinî hükümleri dünyevî bir maslahat ilkesine daym-dırmaya cüret etmediğini belirtir, Reşîd Rıza’nın da kaynak aldıj^ Nccmeddîn Tûfî ve Ibni Kayyım gibi Hanbelî âlimleri, Hz. Ömer zamanında maslahat gereği uygulamalan yanlış yorumladıklan gerekçesiyle eleştiren Kevserî, maslahat-1 mürselenin geçerliği hakkında Islâm âlimleri arasında oybirliği olmadığını belirtir.
Çoğu âlim, dinî naslar tarafından düzenlenmediği için tartışma-h olan maslahat-ı mürseleye, ancak belli bir durumda gözetilen kamu maslahatı, ya hukukun evrensel bir ilkesine veya dinî nassm belli bir parçasına uygun {münasip) ve geçerli {muteber) olduğu takdirde onay vermiştir. Gazâlî gibi âlimler ise hükmün, şeriatın beş maksadından herhangi birine hizmet edeceği ve kesin ve külli olduğu anlaşıldığı takdirde ancak maslahat ilkesine geçerlik tanır (Hallaq 2002: 112, Bilmen 1967: 1/199-203). eî-Muvafakat usul klasiğinde bir içtihat prensibi olarak maslahat kavramını temellendiren ünlü Endülüslü âlim Şâtıbî (1997b; 1997a: 395) diğer taraftan el-Vtisâm isimli eserinde maslahat-ı mürsele ile istikam bid’atten ince farkını ortaya koymaya özen göstermişti. Ancak onun usul eserine dayanarak maslahata^ yararlık şeklinde modem bir anlam yükleyen Reşîd Rıza gibi İslâm modemistleri, nedense el-ttisâm \ görmezlikten gelmiştir.
îkincisiy modcrnistlcrin vahim bir çelişkisi, hadisin kıyasa ustun lüğü iddialarını bizzat çiğnemeleriydi. Onlar, Muhammed b. Ab-dülvchhâb’ı izleyerek hem müçtehiticr, hem de onlara uyan mukal-
liderin «ahîlı hadite uymalan g;ercktı^ iddiasıyla kıyası kullanan geleneksel fıkhı reddettikleri halde daha sonra kendileri modem, yamru bir anlayışla Sünnetin aleyhine keyfî bir kıyasın yolunu açınımlardı. Bundan, modcmistlcrin kıyasa karşı Sünnet taraftarlı^-nın, aslında geleneksel fıkhın itibarını sarsma stratejisinin bir par-olduğu sonucu çıkıyordu. Nitekim bizzat Reşîd Rıza (1986: 300-01), kabul ettij^i bu çelişkisini dinde yaptığı keyfî ayınmla tevile çalışır. O, hadislerin geçerliğini ibadetler alanına özgü saydı-^ taahbuJi (kulluk gereci, ncdenscl-olmayan) hükümler, maslahat ilkesinin geçerlij^ini ise muameleler alanına özgü saydığı ta'Iili (nedensel) hükümlerle sınırlandırır. Hâlbuki maslahat^ hûsn gibi, hem ibadetler, hem de muameleler alanını kapsayan genel bir ilke oldu-|l;u gibi namazlar kadar örneğin had cezalanyla ilgili hükümler de raabbudîdir. Hatta çoğunlukla Eş’arî İslâm âlimlerine göre naslar-da taabbud asildir (Bilmen 1967:1/177).
Vçûncusûy Reşîd Rıza (1996: 300-03) hadis konusundaki çelişkisini tevil için Hanefî mezhebinin istihsan kaidesini örnek verir (Kerr 1966: 190). Ona göre Haneliler, kamu maslahatı ilkesince benimsedikleri istihian\y celi (açık) kıyasa ve âhâd hadise’* tercih etmişlerdir. Bu iddiasıyla o, istihsamn Hanefî fıkıh teorisi ile pratiğinde değişen iki anlamını göz ardı eder. îstihsariy usulde hafi (gizli) kıvasy fıkıhta ise celi ktyasi karşı genel bir delil anlamına gelir, bu bakımdan her hafi kıyas istihsan ise de, her istihsan bir hafi kıyas değildir (Bilmen 1967: 1/17, 174). Hanefi fıkhında celi kıyasa karşı istihsan, bir âyet, hadis, icmâ’ veya bir zaruret gibi hafi kıyası da içerebilir. Buna göre Hanefiler, Rıza’nın sandığı gibi kıyası âhâd hadise tercih etmemişlerdir. Gerek Hanefiler, gerekse de Şâfi’îler, belli şartlan karşılayarak sıhhat kazandığı takdirde âhâd hadislerin dinî bir nas olarak alınabileceğini savunmuşlardır. Hanefiler, fikıh ve içtihat, hatta asgarî zabt ve adalet vasıflanna sahip bir ravinin rivâyet ettiği vâhid hadisi genel olarak kıyasa tercih etmişlerdir (Bilmen 1967: 1/374). Oysa Reşîd Rıza (1996: 301), kesinlik taşı-
^ Hadis usulü terminolojisinde “mütevatir olmayan haber’ şeklinde genel bir anlamda kullanılan âhâd haber/hadiiy “birer kişi taralından rivâyet edilmiş haber/hadis’ anlamına gelir. Daha deri bir
m»dı|^ gerekçesiyle, muameleler alanında maslahat ilkesine oldu^ takdirde vâhid hadislerin terkinin Sünnetin terki anlamına gclmcyccc^nı iddia eder.
Vâhid hadislerin dinî metin olarak kabulüne ilk kc7 Mu’tezık itiraz etmişti. Mu’tezilc âlimleri, dinin inanç temellen, usuJuJ-iHn alanında bir hadisin sahih sayılması için her tabakada en az iki idy ravi tarafından rivâyetinı şart koştu. Dolayısıyla Reşîd Rıza pb, modernistler, fıkıhta muamelât alanına ilişkin vâhid hadislerin geçerliğine itiraz etmekle Mu’tezileden bile daha ileri gitmişlerdi Ruhari ve Müslim gibi hadis imamlannın sıhhati üzerinde ittifak ederek “Sahih” başhklı kitaplarına aldıkları birçok hadis, tek isnatla rivâyet edilmiştir. İmam Şâfrî’nin İslâm’ın üçte birine denk saydıib ve 70 fıkıh babını ihtiva ettiğini söylediği ünlü “Ameller, nıyctlerf göredir" hadisi bunun en iyi örneğidir. Abduh ve Rıza gibi modernistler bu şekilde birbirlerine bağlı iki açıdan dinin kaynaklannı zx>rluyordu.
bayan çantası fiyatları sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder