bayan çantası fiyatları ve tarih bilgileri

 bayan çantası fiyatları


bayan çantası fiyatları ve tarih bilgileri evet arkadaslar bugün bayan çantası fiyatları sizler icin bayan çantası fiyatları diyorki Kur’ân vr Sünnete yöneldi. Ignaz Goldziher (1850-1921) sonra Joseph Schacht (1W2-1969), onlann açtığı bu çı|brda diler. Goldziher gibi oryantalistler, Tevrat ve Incil’den farki, ^ metınscl otantisite şüphesinden uzak olan Kur’ân ve ozellikiçc^ net’i, Sprenger ve Noldeke’nin açtı^ çıtırda filolojik hcrrnç,^ met(xlunu uygulayarak turevselleştirmeye ve çürütmeye çalıştık,Bu çabanın özellikle Sunnefe yönelmesi tesadüf değildi ki semavî kitaplardan farklı olarak Kur’ân, bir kez verine, olayların akışına paralel olarak yirmi üç senede indiği için alıcısı Hz. Peygamber ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmın sünneti ılç ^ tünleşmişti. O ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm, “yürüyen Kur’ân”dı; ân’da kısaca bildirilen dinin hükümleri Sünnet ile açüamk norju, dönüşmüştü. Bu bakımdan hadisi dinî ilimlerin temeli sayan Sm. Velivy-ullâh Dihlevî (1992: 20), onu, Kur’ân gibi, hatta daha olarak nitelendirir. Bu tespit, “bana Kitap ile birlikte benzeri veril di” hadis-i şerifine dayanır (Müttakî 2004: I/IOO). Kur’ân Uc net tabir caizse “et ile tırnak” gibi birbirlerine bağlı olduklanndau hadislerin çürütülmesi otomatik olarak Kur’ân’ı da çürütecek. Sünnet ortadan kalktıktan sonra, deyim yerindeyse Kur’ân da muaim^ kalacaktı. Şeriatın normunu oluşturan sünnetin reddi, tâ dinin reddi anlamına geldiği için, hadislere yıkıcı eleştiriler yönelten Reşi^j Rıza ve diğer modemistlerin Goldziher’in takdirlerini kazannuM (Adams 1968: 180) düşündürücüydü.
Klasik dönemde İslâm âlimleri ilâhı koruma altına ahnmış Kur' ân’ın zaptı kadar sofistike bir eleştiri metoduyla hadisleri sıhhn derecelerine göre tasnif için olağanüstü bir gayret göstermişlerdi Sadece bir râvinin ve dolayısıyla hadisin kalitesinin tespiti için Bu-hârî’nin çektiği zahmet, efsane gibi anlatılmıştır. Böylccc muhadâi denen İslâm âlimlerinin uydurmadan zayıf ve mütevatire kadar bütün hadisleri tasnifiyle metinsel hadis eleştirisi devri kapanmış w çalışmalar, hadislerin içerik analizi ve telif tarzı üzerine yoğunlaşmıştı. Goldziher de bu vüzxlen hadislerin metinsel sağlamlığını sağlayan senedinden çok hermenötik yaklaşımla metinlerini clcştin-ye yfmelir. Ona göre mevcut hadislerin neredeyse tamamı, Rasul-ı Ekrem ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm ve ashabının orijinal sözlerinden çok,
nKf^^ftırmak için Hz. Prvfçamhcr ‘tlcyhı’s-salâtü vc’s-«clâm vc 0hahının fiilî pratikini normatif kılıfına sokmuşlardır (FazJur Rahmün 1979; 44). Hadislerin metinsel sa^lamh^nı saklayan rical (nviler) hakkında muhaddislerce belirlenen eleştiri ölçüderini bir Iccnara iten Goldziher, kendi bakış açısına göre dc^ iki sahih Bu-hâri ve Müslim’deki mûtevatir hadisleri bile reddetmekten çekinmez.
Mısır modernistleri de oryantalısderi izleyerek sünneti bilkuvve redde yöneldi. Fıkıhta hükümlerin dayandığı asıl kaynak, klasik dönemde titizlikle derlenen sahih hadislerdi. Sahabe vc izleyen iki nesilden yalan üzerine ittifakları imkânsız sayıda çok insan tarafından rivâyet edilen az sayıdaki mûtruâtir hadis dışında sahih hadislerin çog;u, tevâriir mertebesine ulaşamayan âhâd hadisler kategorisinde yer alıyordu. Ancak Abduh’un getirdi^ yeni tanımla sahih hadislerin neredeyse tamamı hükümsüz kaldı. Ona göre ancak üç temel vasfı haiz hadisler sahih sayılabilirdi. Birincisi, hadislerin mütnHihry İkincisi, pozitif (duyularla çelişmeyen) ve üçüncüsü de ahkâmla ilgili olması (Abduh 1980; II1/427-438, Hatiboğlu 2010, Siddiqi 1982: 67, Adams 1976b, Brovvn 1996: 37), Bazı muhad-dıslcrin tespitine göre mütevâtir hadislerin sayısı ancak 180 kadar idi. Abduh’un di^cr iki şartı da uygulandığı takdirde ortada sahih hadis ve dola>'isıyla bunlann dayandığı din kalmıyordu. Diğer taraftan Fahr-ı Âlem ‘alcyhi’s-salâtü vc’s-selâmın nübüvvet misyonunun gerektirdiği iimet (yanılmazlık) vasfını, İlâhi mesajın tebliği süreciyle sınırlandıran Abduh, bunun dışında onu, beşeri hata vc kusurlara açık bir figür olarak ahyordu.
Reşîd Rıza, diğer konularda olduğu gibi bu konuda da üstadı Abduh’un görüşünü tafsil işini üstlendi. Ona göre hadislerin geçerliği, üstadını izleyerek yaptığı “dinî vc dünyevî", “ibadetler vc hukuk" kategorilerine göre değişiyordu. Sahih hadislerin geçerliği, sırf dini işlerde, yani akâit vc ibadetler alanında idi. Ancak idare (siyaset) vc yargı (kaza), yani özel vc kamu hukuku {muamelât vc ukübât) alanının “kamu yararı” ilkesince düzenlenmesi, ülül-cmrin yetki alanına f^riyordu (Kcrr 1966; 189-91, 199). Rıza (1996: 301), bu alanlara ilişkin sahih hadisleri, ancak kamu yararına uygun olduğu takdirde bağlayıcı sayıyor, aksi takdirde onlan Kur’ân vc pratik Sünnet tarafından ortaya koyulan genel prensipler ile
çclifcn, 7annî görüşler olarak kabul ediyordu. Ona gorç by Mpicr, hu hadislerden önce geliyordu (Adams 1968: 191). By | harla hatta o, Kur’ân’dan sonra en muteber kaynak kabul cdıl^ Sahîh-i Buharî’dekı bazı hadislerin sıhhat ve geçerliğine bile i ediyordu (iM-Azmeh 1996: 414-8). Asırlar önce bizzat Raıiy., Ekrem ‘alevhi’s-salâtü ve’s-selâmm bir hadisinde modernistlcnn tavırlarının tasvirini bulmak irkilticiydi.
Bu konuda yeni-modernizmin önde gelen ismi Fazlur Rahmarı (1995: 69-84; 1979: 44-49)’ın görüşüne de değinmek uygun olur O, İslam adlı kitabında Goldziher’in hadis konusundaki görüşlerim eleştirirken gelenekten ayrılır. Onun bu konuda Goldzihcr’c eleşti* ' ri olarak dile getirdiği görüşlerini üç noktada özetleyebiliriz. Önce- | İlkle o, sünneti Hz. Peygamber ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâma ait özel ! Nebevi Sünnet ile onun izinden giden cemaatin pratiğini kapsayın  genel, Yaşayan Sünnet olarak ikiye ay^ır. “Ehl-i sünnet ve cemaat" 1 deviminin delâletince birincisini büyük harfle Sünnet^ İkincisini in küçük harfle sünnet olarak ayırabiliriz. Birincisi^ Fazlur Rahman’a I göre sunnety genelde hadis kavramıyla anlatılan Fahr-ı Alem ‘aky> hi’s-salâtü ve’s-selâma ait söz kadar amelleri de kapsar. İkincisi, bu bakımdan Goldziher’in zannettiği gibi, sünnet ile hadis veya fitli ^ normatif çelişmez. Üçüncûsûy Fazlur Rahman’a göre -Luther’in “lafız/ruh” ayırımınca- Goldziher’in sonraki nesiller tarafından uydurulduğunu iddia ettiği hadisler, lâfzen değilse de manen Fahr-ı Âlem ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâma aittir.
O, böylece açıkça hadislerin lâfzen Fahr-ı Kâinat ‘aleyhi’s-salâtu ve’s-selâma aidiyetini reddederek İslâmî doktrinden sapar. Hadislerin lâfzen Rasûl-i Ekrem ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâma aidiyetini reddeden o ve oryantalistler, “bana cevâmi’ul-kelim (sözlerin öıKi-İcri) verildi” (Müttakî 2004: XI/199) hadisini görmezlikten gelirler. Fazlur Rahman’m bu radikal tezinin amacı, “yaşayan sünnet'ın
On* Rorc bunun adı “hadis uydurma" dc^, “yeniden foımûlasyon" Jur.
Orvanftlistlerin ve İslâm modemistlerin buluştu^ bu yıkıcı nınnct eleştirisine karşı islim dünyası sessiz kalmamıştır. Özellikle unlu ilim Muhammed Ebû Zehra’nın “XIV. hicri asrın mûced-(lıd’ı olarak tanıttıjlb Türk âlim M. Zâhid Kevseri (2008: 11), XX. vumida sünnet müdafaasında başı çekmiştir. İttihat ve Terakki iktidarından sonra siy'asi ortamın ısınmasından dolayı 1922 yılında Tûrki>r’den Mısır’a göçmek zorunda kalan Kevseri (1879-1952), tmı kaderi paylaştığı yakın arkadaşı Şeyhülislâm Mustafa Sabri ile birlikte yerdikleri Arapça eserlerle çağdaş Islâm dünyasında mo-demizmin eleştirisi ve sünnetin savunmasında başı çekmişlerdir. Bir taraftan pek çok klasik Arapça eserin eleştirel ya)anı, diğer ta-nltan hadis ve fıkıh alanlarındaki eleştirel ve analitik çalışmalarıyla Kev'seri, Ebû Zehra’nın da vurguladığı gibi İslâmî ilimlerin yenilenmesine büv’ük katkıda bulunmuştur,^ Onun yanında çağımızda M. Zekeriya Kandehlevî, Mustafa Sıbaî, M. Mustafa A’zamî, Fuat Sezgin, Nabia Abbott gibi araştırmacılar, sünnet baklandaki modem şüpheciliğe karşı başarılı çalışmalar yapmışlardır.
Bu şekilde modernisticr tarafından dört şefî kaynaktan İcmâ ve Sûnnet’in reddinden sonra geriye ana kaynak olarak Kur an kalacaktı. Oryantalistlerin amacı da zaten buydu. Örneğin VViUiam Muife göre Kur’ân, İslâm’ın kökeni ve kurucusunun kariyeri hak-bnda yegâne güvenilir kaynağı oluşturur (Brovvn 1996: 35). Çağımızda dinin esas kaynağı Sünnetin reddi anlamına gelen “Kur’ân’a dönüş" (Siddiqi 1982: 41) sloganımn, Kur’ân’ın tarihselliği fikrinin ve bilimsel ve entelektüel tefsiri eğiliminin öncüsü Afgânî idi. O, bu konudaki ilhamını da Luther’den alıyordu (Mağribî 1948: 96-100).
Luthefe göre Kilise’nin akideleri, yorumu. Kitabı anlaşılır kılacağına bizzat onun yerini almıştı. Sola seriptura (yalnızca Kitap) sloganından hareket eden Luther’in amacı, müminler ile Allah arasına giren Kilise ve ruhbanın otoritesi yerine doğrudan Incil’in oto-
Aynı zamında sayısız talebe yetiştiren Kevseri’nin Kahire’de bulunduğu ursda Goldziher gibi oryantalistler de kendisinden yararlanmıştır (Aktaran, Yılmaz 1996: 50).bayan çantası fiyatları sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder