replika telefonlar vesilesi2

 replika telefonlar


replika telefonlar vesilesi2 bugün yazılarımıza devam ederken sözlerime söyle baslamak istiyorum İkinci olarak, bilmesi lâzım olan şey, fakîrlikden korkmak, uğursuzluğa inanmak şeytândandır. Nitekim, sûre-i Bekarada (Şeytân, muhtâc hâle düşeceğinizi, size söz veriyor) buyuruldu. Allaha teâlânın merhametine güvenmek, yüksek ma’rifet-dir. Ummadık yerlerden, düşünmedik sebeblerle, bol rızk gönderdiği her zeman gö-rülmekdedir. Fekat, gizli sebeblere de güvcnmemeli, sebebleri yaratana sığınmalıdır. Tevekkül eden birisi, bir mcscidde ibâdet ederdi. Mescidin imâmı, buna (Fakirsin, bir iş tutsan iyi olur) dedi. Bu da, (Bir yehûdî komşum, hergün bana lâzım olan şeyleri gönderiyor) deyince, imâm: (Öyle ise, sen işini sağlama bağlamışsın, çalışmazsan zararı yok) dedi. Bu da, imâma: (öyle ise, sen de, herkese imâm olmakdan vazgeç ki, yehûdînin sözünü, Allahü teâlânın sözünden üstün tutan, imâm olmağa lâyık değildir) dedi. Başka bir mescid imâmı da, cemâ’atden birine, (Nereden geçiniyorsun?) demiş, o da, (Dur! önce senin arkanda kıldığım nemâzı yeniden kılayım) dedi. Ya’nî, senin, Allahü teâlânın rızk göndereceğine inancın yok. Nemâzm kabûl olmaz, demek istedi. Böyle, tâm tevekkül eden, her zeman, hiç ummadık yerlerden rızklanmış, sûre-i Hûdda buyurulan (Yer yüzündeki her canlının rızkını, Allahü teâ-lâ, elbette gönderir) sözüne îmânı kuvvetlenmişdir. Huzeyfe-i Mer’aşî, İbrâhîm-i' Edheme hizmet ederdi. Sebebini sorduklarında, “Mekkeye giderken çok acıkmış-dık. Küfeye gelince, açlıkdan yürüyemez oldum. (Açlıkdan kuvvetsizmi kaldın?) dedi. (Evet!) dedim. Hokka, kalem, kâğıd istedi. Bulup getirdim. Besmele ve (Her şeyde, her hâlde sana güvenilen Rabbim! Herşeyi veren sensin! Sana her ân hamd ve şükr ederim. Seni bir ân unutmam. Aç, susuz ve çıplak kaldım. İlk üçü, benim vazifemdir. Elbette yaparım. Son üçünü sen söz verdin. Senden bekliyorum) yazıp, bana verdi ve (Dışarı git ve Allahü teâlâdan başka kimseden birşey umma ve ilk karşılaş-dığın adama bu kâğıdı ver!) dedi. Dışarı çıkdım. İlk olarak, deve üstünde biri ile karşılaşdım. Kâğıdı ona verdim. Okudu, ağlamağa başladı. (Bunu kim yazdı?) dedi. (Câmide birisi) dedim. Bana bir kese altın verdi. İçinde altmış dînar vardı. Bunun kim olduğunu sonradan, etrâfdakilere sordum. Nasrânîdir [ya’nî hıristiyândır] dediler. İbrâhîm-i Edheme bunları anlatdım. (Keseye elini sürme. Sâhibi şimdi gelir) buyurdu. Az zeman sonra, nasrânî geldi. İbrâhîmin ayaklarına düşüp, öpdü. Müsli-mân oldu.” Ebû Ya’kûb-i Basrî buyuruyor ki, “Mekke-i mükerremede on gün aç kaldım. Dayanamaz bir hâle geldim. Sokağa atılmış bir şalgam gördüm. Almak istedim. İçimden, sanki bir ses: On gün sabr etdin de, şimdi çürümüş bir şalgamı mı yiyeceksin? dedi. Almadım. Mescid-i harâma girip oturdum. Biri gelip, önüme, yağda yeni kızarmış ekmek, şeker ve bâdem koydu ve (Denizde idim, fırtına çıkdı. Kurtulursam, ilk gördüğüm fakîre, bunları vermeği adadım) dedi. Her birinden bir avuç aldım. Artanı, sana hediyyem olsun dedim. Demek ki; Allahü teâlâ, bana rızk göndermek için, denizde fırtına çıkardı. Bu kimseyi kurtarıp, adak ile bana gönderdi diyerek şükr etdim. Sokakda rızk aradığıma pişmân oldum.” îmânı kuvvetlendirmek için, böyle nâdir olayları okumak lâzımdır.

Bakacak kimsesi olmıyanların, bir senelik ihtiyâcını, önceden dep vekkülü bozar. Çünki, sebeblere güvenmiş olur. Doyacak kadar gıdâ kadar elbise bulunduran bekâr kimse, tevekkül etmiş olur. Kırk günlük lamakla tevekkül bozulmaz demişlerdir. Sehl bin Abdüllah-i Tüstürî b (Bekâr bir kimsenin, gıdâ maddelerini ne kadar zeman olursa olsun sak! külü bozar). Tesavvuf büyüklerinden, Ebû Tâlib-i Mekkî buyuruyor k: na güvenmezse, kırk günden çok saklasa da, tevekkülü bozmaz). Bişr-i vuf büyüklerindendir. Birgün, huzûruna bir müsâfir geldi. Talebesind avuç gümüş verip, (İyi ve tatlı birşeyler alıp gel!) buyurdu. O zamana çok şey aldırdığı görülmemişdi. Müsâfir ile yidi. Müsâfir, artan yerm gitdi. Talebesinin, bu hâle şaşdığını görünce: (Bu müsâfir, Feth-i Mûsu! dan, bize ders vermeğe geldi. Tevekkülü sağlam olana, gıdâ saklamanın yeceğini gösterdi), buyurdu. Demek ki, tevekkül, ilerisi için zihni yorrm nun için de, ilerisi için yığmamalı, sakladığını da, elinde olmayıp, Ali ileride göndereceği gibi bilmeli, ya’nî buna güvenmemelidir.

Evli olanların tevekkülü: Çoluk çocuk sâhiblerinin bir senelik mî tevekkülü bozmaz. Bir seneden fazlası bozar. Peygamberimiz “sallallî sellem”, evdekiler için, onların kalbleri dayanıksız olduğu için, bir sen lundururdu. Kendisi için ise, bir günlük saklamazdı. Saklasaydı, tevek vermezdi. Çünki, olup olmaması müsâvî idi. Fekat, ümmetine ders böyle yapardı. Eslıâb-ı kirâmdan “aleyhimürrıdvân” biri vefât etdikı iki altın çıkmışdı. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Bu iki tidir) buyurdu. Bu azâb, Cennetde yüksek dereceye yetişememek acısı o Nitekim, başka biri vefât edince, (Kıyâmetde bunun yüzü, ayın ondördi Eğer, yazlık elbisesini kışdan ve kışlığı yazdan hâzırlatnasaydı, güneş gi buyurdu. Bir kerre de (Size en az verilen şey, yakîn ve sabrdır) buyurdu şeyi, bir yıl önce hâzırlamak, yakînin az olmasındandır. Fekat, bütün b birliği ile buyuruyor ki, su kabları, su te’sîsâtı, sofra takımı, dikiş, temi rı, ya’nî bir evde her zeman lâzım olan şeyleri saklamak câizdir ve lâzım külü bozmaz. Çünki, Allahü teâlâ, bu dünyâyı öyle yaratmışdır ki, gı eşyâsı her sene, taze olarak husûle gelmekdedir. Allahü teâlânın âdetiı câiz değildir. Fekat ev eşyâsı, her lâzım olduğu zeman ele geçmiyebiliı.

replika telefonlar, replika samsung, replika s4, iphone replika, samsung replika s4, hp replika, note 3 replika, replika s5,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder